»  Arşiv »  ANA SAYFA »  RESİM GALERİSİ »  SLAYT »  ZİYARETÇİ DEFTERİ »  İLETİŞİM        »  Anasayfam Yap »  Favorim Yap »  Paylaş

Menü

Musiki

Etiket Bulutu

AĞIR CEZA MAHKEMESİ REİSLİĞİNE DİYARBAKIR
AYASOFYA
BEDİÜZZAMAN İLE TANIŞMASI
BEDİÜZZAMAN'IN MEHMED KAYALAR VE TALEBELERİ'NE VERDİĞİ KIYMET
DİYARBAKIR SULH CEZA MAHKEMESİ MÜDAFAASI
DOKUNMA
EKONOMİK KALKINMA İLE ALAKALI SUALE VERİLEN CEVAP
ESMA-İ HÜSNA
HAKİKAT IŞIKLARI
HATIRALAR
İSLAMDA UHUVVET VE İTTİHAD
MEHMED KAYALAR VE HAYATI
MEHMED KAYALAR'I RİSALE-İ NUR HAREKETİNDE ÖNEMLİ KILAN İKİ BÜYÜK ÖZELLİK
MEHMED KAYALAR'IN VEFATI
MUKADDİME- ÖNSÖZ
NEFSE DERS
NUR MÜELLİFİNE
SABIR VE ŞÜKÜR
VECİZELER
YAYINEVLERİNE HATIRLATMA

Arama

   Sayfalar

RSS Takip Tavsiye Et İndir (.doc) Okunma: 2725
MEKTUPLARI

Kavmiyet Irkçılık Hakkında MEHMED KAYALAR VE HATIRALAR KİTABI

 

RİSALE-İ İRFAN

(KALAMIŞ MEKTUPLARI 1-2-3)*

 

KALAMIŞ MEKTUPLARI 1

 

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

Sevdiğim, kıymetli, vefakar sadakatli, kardeşlerim.

 

Evvela bir kardeşimin ve müteakiben diğer bir kardeşimin yazdığı mektupları kemali meserretle okudum. O iki kıymetli kardeşimin ifadelerinde aynı zamanda her birerlerinizin sadakat, vefakarlık, civanmertlik duygularınızı yakinen hissettim... ve bir daha anladım ki; Allah Celle Celaluhu, Resulullah Sallallahu Aleyhi Vessellem Efendimizin yolunda birleşenler için ayrılık, suri bir halden ibarettir. Hakikat halde ise; el hubbu fillah sırrıyla Dünyanın neresine gidilse ayrılığa imkan yoktur. Bu itibarla kemafissabık sırrıyla beraber tasavvur ediyorum.

Bu emsalsiz feyizli Ramazanı mübarekte derslerinizi ruhu canla takip ediyorum. Bu hususta iki kardeşimin mektuplarında Hadisi Şerif notlarını tekrar ettiğiniz beni ziyadesiyle sevindirdi.

Her gün güzel kardeşlik ve muhabbet hisleri ile bir araya gelmeniz sizlere neler kazandırıyor bilseniz.  Bu biçare kardeşiniz sizlerin bu manevi ihlaslı kazançlarınızı müşahede ettikçe HALIK-I RAHİM’ime hadsiz şükürler ediyorum.

Sizler ki benim hem halis kardeşlerim, hem muhlis talebelerim, hem de vefakar arkadaşlarımsınız...

Bu vasıfların ne kadar kıymetli olduğunu acaba biliyor musunuz?

Evet sevgili kardeşlerim! Sizler bana öz kardeşten daha kıymettarsınız... hatta manevi evladın, sülbi evlada takaddümünü bilmem ki hatırlayacak mısınız?

Bu Ramazanı Şerifte hepinizin dualarını bekliyorum. Sizi iştiraki manevi sırrıyla bütün manevi kazançlarıma ortak ediyorum. Sizler de kadın hemşirelerimle beraber bu fakiri dualarınıza, ibadet ve manevi kazançlarınıza iştirak ettiriniz.

Bin aydan daha efdal olan leyle-i Kadrinizi ve Mübarek Ramazan Bayramını idrak edişinizi kemali muhabbet ve ruhu canla tebrik ederim.

Sizleri hepinizi Halikı Rahimimin Rahmetine Ğufran ve inayetine tevdi ederim ve dualarınızı beklerim kardeşlerim.

 

                                           17 Ramazan 1389

                                           28 Teşrinsani 1969

                                                Kardeşiniz

                                             Mehmed Kayalar

 

 

KALAMIŞ MEKTUPLARI (2)

 

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ.

 

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ

 

Kıymetli, vefalı ciddi kardeşlerim

Mektuplarınızı, tebriklerinizi aldım. Sadakat ve vefakarlıkta yarış edercesine civanmertliğiniz beni pek mütehassıs etti. İnsani sıfatlardan her gün biraz daha soyunan zavallı beşerin bu hercümerc halinde sizlerin mazilere has, necib ecdada yakışan ahvaliniz, değil dünyadaki erbabı din ve imanı, belki alemi berzahtaki ervahı neyyireyi de mesrur ve dilşad ediyor. Onların da manevi feyizlerini celbe vesile oluyor.... Böylelikle bu ahir zamanda Üstadın açtığı nurani çığırda, hem Üstadın hem de geçmiş asırların mübarek ve nurlu kafilelerinin de ne güzel bir hayrül halefi olduğunuzu gösteriyorsunuz.

Lakin bu ahval, sizler için bir iftihar vesilesi değil, belki en büyük bir şükür vesilesi olmalıdır. Kuranın tevdi ettiği yüksek ahlak muktezası olarak; şahıslarda görülen hüsünler, iyilikler, faziletler ve bilumum insani ulvi sıfatlar, Halikı Zülcelalin ikramı ve ihsanı olduğunu tefekkür ederek lafzan, hissen, fiilen, böyle bir sıratı müstakimde yürümeği şiar edin­me­lisiniz ki; hakiki şükrün ve hakiki ubudiyetin şahırahında tayyı merahil edebilesiniz.

   Bu naçiz kardeşiniz bir zaafı beşeri olarak bazen düşünürdüm. İnsan ve kendim genç olduğu vakitlerde, hissiyatı diniye ve imaniyede o saf evsafı mümeyyizede daha hassas olduğu halde yaşlandıkça ölüme ve kabre daha da yakınlaştığını bilmesi lazım gelirken; ve bu halin muktezası olarak ta dine, imana ve ahirete ait hazırlıklarında daha ciddi, daha hassas bu­lun­ması lazım geliyor diyordum. Bu hükmün tesisinde bazı umurun müdahalesini de görüyordum.

    Fakat şimdi anlamış bulunuyorum ki mü'minlerde ki ahval; yukarıda zikredildiği gibi değildir.

    Bu hakikati daha güzel tefhim edebilmek için yeni yetişen bir fidancık ile, meyvedar bir ağacı nazarı imanâ getirmek kafidir.

Evet; o fidancık lisanı haliyle Halikı Rahimine tazarru eder ve derki; Yarabbi beni neşvü nemalandır. Dal budak ver. Meyvelendir yeryüzünde senin sofra-i rahmetine ayinedarlık edeyim, mahlukatını benimle rızıklandır. Sayeme vüsat ver. Yorgunlar, ihtiyarlar, garipler benim sayemde dinlensin. Senin ezeli, ebedi rahmetinin bir ma'kesi olayım, vesaire vesaire… diyerek vazifei ubudiyetini ifade böyle bir gayreti dilkeşane­de bulunur. Semi’ ve Basir Halikı Rahim de onun halisane niyazını işitir onun dileğini is’af eder. Koca meyvedar vus’atlı sayeli bir ağaç olur.

   Kainatı anen feanen türlü tecelliyatı İlahiyesine mazhar kılan Allah Celle Celaluhu Hazretleri kemale eren ağaca; "o küçük fidancık niyaz ve tazarru'unun şekil ve suretini değiştirir.

   Ve o şecere-i mübareke bu defa da Yarabbi: Rezzakiyetin; beni çok şefkatli, nihayetsiz cud ve sehanın bir sofra-i mübareki haline getirdi. Mahlukatını benimle rızıklandırdın. Türlü Esma ve sıfatının ayine-i tecellisi safahat ve tahavvüla­tım ile senin Rububiyetini, Vahdaniyeti Uluhiyetini alemlere teşhir ettim. Beni nasıl Ehadiyet ve Samadaniyetinin burhanı satıı, delili katıı kıldın ise; bütün envaım ile beraber yeryüzünü bütün nevilerile beraber bütün gayb alemlerinin de Halikı, Rabbi, ma'budu sensin. Yarabbi ebedi hamd ve senalarla namütenahi şükürler huzuru akdesi İlahiyane bütün ecza-i bedenim ile huzu’ ve haşyetle arzı takdim ediyorum. Beni Baki isminin tecellisine de mazhar kıl. " diyerek yüzünü faniden bekaya çevirir ise....

    Bir mü'minin mebde'deki ahvaliyle müntehadaki ahvali de bunun gibidir.

   Bu garip misalim ile siz kardeşlerime sizlerin de kalben muhatab olabileceğiniz bir hatırayı kaydettim. Teşevvüş içinde bulunduğum bir hengamda kaleme aldığım bu yazıda bir çok nevakıs göreceksiniz müsamaha ile karşılansın. Müsvedde halinde yazdım aynen gönderiyorum sizler tashih edersiniz...

    Mes’elenin vuzuh kesbedilmesi için sadrı İslama avdette faide vardır.

    Sıddıki Ekber Ebubekr (R.A.) meclisi aliyelerinde bir A’rabi Kur'anı Azimüşşanın ayetlerinin kıraatını duyduğu vakit o tesiratı ulviye ile hüngür hüngür ağlıyordu. Bu hali müşahede eden Halife-i Resulullah;

"Eskiden biz de böyle idik şimdi kalplerimiz katılaştı, gözlerimizden yaş akmıyor." Buyurdular.

     Şimdi misalimizi hadiselere tatbik daha kolaylaştı zannederim. Zira bizler için Sıddıki Ekberin (R.A.) kalbi mukaddeslerinin katılığını tasavvur bile ,cinayeti azimeden olur.

     Demek o zaman kalbi mukaddesleri, nazarı ulviyeleri, Kur'anın gösterdiği ayetin, işaret ettiği başka alemlere nazır idi.

     Artık mes’eleden herkes isti'dadına göre hissesini alır.

Siz sevgili kardeşlerimle sohbete doyum olmuyor, bu defa bu kadarla iktifa edelim.

    Hepinize kadın, erkek, genç ihtiyar uhrevi saadetler, halis hizmeti diniyeler, dünyevi selametler niyaz eder. Halikıma hadsiz şükürler ve senalar ederim.

 

سبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِمُ الْحَكِيمُ.

 

                                            Mehmed KAYALAR (r.a)

 

 

KALAMIŞ MEKTUPLARI (3)

 

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

    İnsanoğlu ekseriyetle men edilen bir hususla ve bir emirle meşgaleyi hilkatindeki istical vasfının bulunması hasebiyle adeta zevk telakki eder.

   İnsan, tab’ındaki bu istical hasleti ile kendini vazife, salahiyet ve idrak dışı çıkaracak bir mahiyet kesb ederek karanlık yollara suubetli güzergahlara düşmesini netice verir.

 

          Şairin:

          İdraki meali bu küçük akla gerekmez.

          Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.

 

    Beytinin hakikatına maa’sadak olur.

 

   İman, ekser umurda gaybi tasdik olduğundan adem oğlu istical ve lüzumsuz taharri yüzünden, ekseriyetle böyle sukutlara maruz kalıyor.

Sadrı İslamdan beri kader meselesi asırlar boyu işsiz güçsüz anlayış ve mesuliyetten mahrum insanlar nezdinde cayi sual olmuş.

Zatı Risalet Penah Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem Hadisi Nebevilerinde;

 

       “Ashabım, mevzubahs olduğu vakit,  sükut ediniz.

        Kader,  mevzubahs  edildiği  vakit,  sükut ediniz.

        Nücum, mevzubahs edildiği vakit,  sükut ediniz.”

 

    Emr-i nebevileri şeref sudur olduğu halde, fırakı-daalle ve cühela takımı yine bu türlü sual ve cevap mevzularını daima eşelemişler.

Eimme-i din, emrin kat'iliğine rağmen, avam-ı nasın itikatlarına halel gelmemesi kastiyle böyle suallere cevabı-kati verdikleri halde; erkani imaniyeyi inkar eden ehli ilhad ve zanadıkanın tahrikleri ile olsa gerek ki aynı mesele durmadan devretmiş, Adem oğlunun yaşı ile beraber yürümüş gelmiş.  Bu mes’eleyle uğraşanların ekseriyeti ; Ya mezhebi Cebriyenin bu asırdaki garip mukallitleri ve hataların, cinayetlerin sahipleri olan biçarelerin Veyahutta; kendilerini fiillerinin Halikı telakki ederek ve i’tizal mezhebinin bu asırdaki firavun meşreb garip mukallitlerinin eseridir.

 

     Lakin ne acip bir haldir ki; bu tip insanlar bukalemun gibi renk değiştiren bir eda taşıyorlar ki şer, hata ve cinayet irtikab ettikleri vakit, hata ve cinayetlerini kadere yüklemek sureti ile kendilerini temize çıkarmak gayreti içinde bulunurlar.

    Aynı zümrenin hayra ma’tuf bir harekete vesile oldukları vakit ise; o hayrın bizzat sahip ve mübdii olduklarım ilan ile fıravuni bir eda gösterdikleri pek çok görülen garip hadiselerdendir.

   İki kutup arasında cirit oynayan bu maskara meşreb eşhasın gülünç haline, acınacak efaline, teessüf etmemek mümkün değildir.

Halbuki bedahat kesbeden mesele şudur; Kuran, ehadis ve ehli sünnetin icmaı katisi; kuldan sadır olan şer ve hatalar kişinin iradesiyle vücud buluyor. Bundan dolayıdır ki; Kanuni İlahi, hatta beşeri müeyyideler cinayet erbabının tecziyesine hükm ediyorlar.

Böyle olduğu halde hayra matuf bil cümle hareketler kişinin tahtı irade ve ihtiyarında olmayıp Halikı Zül-Celalin, doğrudan doğruya ihsan ve ikramı ile oluyor. Alemlerden bize ihsan edilen bütün bilcümle nimetler gibi.

    Biz ehli iman yukarıdaki hadisin medlûl ve munifine teb'aen her türlü vesileleri izah ve tefsirden sarfı nazar ederek selefin beyanları ile iktifa ettik.

     Ama senin hatırına bir ilkaat ile (niçin bu kısmet ve takdir böyle olmuştur? ) hatırası varid olursa o zaman senin lisanın licamı-men'iyle, ilcam olunur. Ve size derlerler, sakit ol, sesini çıkartma zira ;

لا يُسْأَلُ عَمَّايَفْعَلُ وَهُمْ يُسْأَلُونَ

Semavi kılıncı kafanı kopartır.

Evet müm'in, ALLAH’A (C.C.), ahirete ve erkani imani­ye­ye inanan kimse;

“Kader zikrolunğunda vakit kelamdan imsak edin.”

Hakikatına ittiba eder.

Şu noktanın bilinmesi lazımdır ki; ben şu kimseyi ikna edeyim de, iman etsin diyen gayretkeş adam, “Allah’ın (C.C.) hidayete getirdiğini kimse idlâl edemez ve Allah’ın (C.C.) idlal ettiğini de kimse hidayete getiremez” hakikatini bilmeli...

Senin vazifen sade tebliğdir te'sir değildir. İrade ettiği tarzda te'sir Allah’ın (C.C.) vazifesidir. Vazifeni yap, haddi tecavüz etme.

Asırları niza'larla dolduran ehli fitne ve fesadın, fesatlarını Allahu Zül-Celale havale et. Onların, fırakı-dallenin, Mu'te­zi­le ve Cebriye taifelerinin bu hezeyanları ve büyük imamları; İs­lamın dahi muhakkik ve asfiyasından en şedid tarzda aldıkları cevap ile darbe-i makus ile yere serilmiştir.

İstersen ehli sünnetin dahi imamı İmam-ı Ebul-Hasan-el Eş'ari ile mu'tezilenin acib imamı Ebu Ali Cibai'nin hikayesini dinle.

Şöyle ki:

Bir gün muktedai ehli sünnet olan Ebul Hasan-El Eş'ari, mutezilenin imam-ı Ebu Ali Cibai ile karşılaştılar. Münazara esnasında İmam-ı Eşari,  Cibaiye şöyle bir sual tevcih etti?

 

Üç kardeş vefat ettiler

v     Büyüğü, mü'min ve muttaki,

v     Ortancası kafir fasık şak'i idi.

v     Küçüğü ise haddi buluğa vasıl olmadan vefat etti.

    Halleri ne olur? 

 Ebu Ali Ciba'i cevaben dedi:

Zahid olan kardeş derecatta, kafir olan derekatta'dır.

 Çünkü mut'i olana sevab, asi'ye ise, ikab, Cenabı Hakkın üzerine vacibtir. Fakat küçük olan kardeş ise selamettedir. Ne musab nede müakab olur dedi.

Bunun üzerine İmam-ı Eşari dedi: Eğer küçük Cenabı Haktan büyük derece taleb ederse.?

Ciba'i dedi:

Cenabı-Hak o çocuğa buyururlar ki cennette derecat, taatin semeresidir. Senden taat sadır olmadı..

Eş’ari dedi: eğer küçük olan derse ki bende naks ve taksir yoktur, eğer beni büyük oluncaya kadar dünyada bıraksaydın ben de sana mut'i olur cennete dahil olurdum......

Buna karşı Ciba-i dedi: o zaman Hak Teala der ki;

Ben senden a’lem'im (daha çok biliciyim.) ki eğer sen büyük oluncaya kadar dünyada' kalsan isyan üzerine azabı elime müstehak olur, derekatı cahimde kalırdın. Şimdi sana aslah olan küçük iken vefat etmektir.

İmam-ı Eşarı dedi:

Eğer asi olup azabı elimde mukim olan, derekatı-nar ve cehimin tabakaları içindeki, nida edip derseki:

Ya ilahel-Alemin, Ya Erhamerrahimin! niçin kardaşımın mas-lahatına riayet ve onu hıfz ve himaye eyledin ve beni eylemedin, sen â'lem idin ve biliyordun ki bana daha aslah olan küçük iken vefat edip maasiri sair ve cehennem olmaya idim..?

Ya o zaman da Cenabı Hak ne cevap verir? ..

Bunun üzerine Ciba-i cevabtan aciz kalıp mebhud oldu. Ve Hakkın karşısında mağluben boyun eğdi...

Bu hikayeyi kader meselesi üzerinde ehli sünnet vel-ce­meaat allemeleri nasıl meşgul olmuşlar ve karşılarındaki mu'te­zile ile cebriye taifelerini ne suretle tarumar ettiklerine bir delil olmak üzere, şuur, akıl ve im'an erbabının nazarlarına serdik.

 

    Tevfik ve hidayet ancak Halıki ZülCelaldendir.

 

                                                                          

اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ طَبَ الْقَلُوبَ وَدَوَائِهَا وَعَافِيَتَ الابدان وَشِفَائِهَا وَنُورالابصسار وضيائِهاَ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ    

                                         MEHMED KAYALAR (r.a)   

* Mehmed KAYALAR Hazretleri Kış Mevsimlerinde İstanbul- Kadıköy/Kalamışta ikamet ederlerdi. Talebelerine buradan yazdığı mektuplarını KALAMIŞ MEKTUPLARI diye isimlendirmiştir.

 


***