»  Arşiv »  ANA SAYFA »  RESİM GALERİSİ »  SLAYT »  ZİYARETÇİ DEFTERİ »  İLETİŞİM        »  Anasayfam Yap »  Favorim Yap »  Paylaş

Menü

Musiki

Etiket Bulutu

AĞIR CEZA MAHKEMESİ REİSLİĞİNE DİYARBAKIR
AYASOFYA
BEDİÜZZAMAN İLE TANIŞMASI
BEDİÜZZAMAN'IN MEHMED KAYALAR VE TALEBELERİ'NE VERDİĞİ KIYMET
DİYARBAKIR SULH CEZA MAHKEMESİ MÜDAFAASI
DOKUNMA
EKONOMİK KALKINMA İLE ALAKALI SUALE VERİLEN CEVAP
ESMA-İ HÜSNA
HAKİKAT IŞIKLARI
HATIRALAR
İSLAMDA UHUVVET VE İTTİHAD
MEHMED KAYALAR VE HAYATI
MEHMED KAYALAR'I RİSALE-İ NUR HAREKETİNDE ÖNEMLİ KILAN İKİ BÜYÜK ÖZELLİK
MEHMED KAYALAR'IN VEFATI
MUKADDİME- ÖNSÖZ
NEFSE DERS
NUR MÜELLİFİNE
SABIR VE ŞÜKÜR
VECİZELER
YAYINEVLERİNE HATIRLATMA

Arama

   Sayfalar

RSS Takip Tavsiye Et İndir (.doc) Okunma: 2190
EKONOMİK KALKINMA İLE ALAKALI SUALE VERİLEN CEVAP

Sıratın Nur MEKTUPLARI

EKONOMİK KALKINMA İLE ALAKALI SUALE VERİLEN CEVAP  
 

              Vefakar kardeşim ! 


      Hizmeti diniyemize bir hayrül halef  olmasını temenni ettiğim ve pek sevdiğim kardeşiniz benden bir sualine cevap istiyor.   sorduğu sual şudur; 
 Sual: şimdi her mecliste ve her yerde ekonomik kalkınma mevzuu medarı bahis oluyor. Sizin bu husustaki kıymetli fikirlerinizi öğrenmek istiyoruz ?      Cevaben şu hususu beyan edeyim ki benim şimdi bu gibi mesail ile meşgalem bulunmamakla beraber, her sualinizi cevapsız bırakmamak adetim olduğundan iki nokta halinde bir meseleye temas edeyim. İki ayeti Celileyi mevzu yapmak faydalı olacağından kaydedeyim. 

  
       Birinci Ayet-i Kerime:

اللَّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ وَفَرِحُوا بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا مَتَاعٌ

 Meali: ''Allahu Teala dilediğine rızkı tevsi eder ve dilediğine de tazyik eder. Tevsi’i rızıkla ferahlanıyorlar... Halbuki hayatı dünya ahirete nispetle seri’üzzeval cüz’i bir geçinmedir...

                                                                                                         sure-i Ra'd ayet : 26

  ikinci ayet-i Kerime : 

   َالَّذِينَ يَسْتَحِبّوُنَ اْلحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى اْلآخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا اُولئِكَ فِى  ضَلاَلٍ بَعِيدٍ   

Meali : '' Şunlar ki dünya hayatını, ahiret hayatını üzerine tercih ederler ve insanları hak yolu tutmaktan men ederler ve eğri yol çevirmek isterler.   Onlar Haktan çok uzak, dalalet-tedirler..."          Sure-i İbrahim, Ayet : 3   

      Dine sırt çeviren zihniyetin virdi zeban ettiği ekonomik kalkınma ile, müstakbel müreffeh Türkiye teranesi... Tevhid ve ahiret akidesinden mahrum topluluk için, ne halde, ne müstakbelde huzur bahş bir itmi’nan bırakmadan sönmeğe mahkumdur. İstikbal din mefhumundan uzaklaşmış toplumlar için, refah yerine; fakr ve zaruret ’i’tila, ve terakki yerine; zillet ve meskenet getirdiğini tarih-i beşer, veludiyetle ilan ederken, hakiki insan, diplomat ağızlardan fışkıran ve sade hased, hırs, menfaat kokan haykırışlara kıymet vermeyecektir...

     Aradıkları içtima-i adalet (sosyal adalet) ancak İslami prensiplerin saha-i tatbik bulmasıyla, millet ve vatan hizmetlerinde, ilmin ışığında sa’ye dayanan alın teri ile nimetler, külfetlere mukabildir. Sırrına tevfikan efradı millet mev'ud olan refahın eşiğinden saadet sarayına vusul bulur. 

        Vücub zekatın külfetsiz edası ve devlet marifetiyle fukara ve duafaya tevcihi ile, sermayeler tecavüzlerden masun ve mahfuz kalırsa, hased okları, minnet ve muhabbet rabıtaları haline inkilab eder. Ve vatan cennet gibi hayal ufuklarında özlenen bir saadet bahçesi olur...   iktisadi refahın teminine medar olan doktrin ise; cümlelerimiz içinde abideleşen esasatı kur’aniyenin layetegayyer ahkamının tatbikidir.

        Kuvve-i muhayyilenin erişebileceği, ve tasavvuratın müntehayı hududunu çizebileceği, saadetlere ulaşmak; iktisadi refah hususunda Kur’anın gösterdiği esaslara ittiba ile kabildir. Ezeli ve ebedi saadetin doktrinler mecmuası olan Kur’an dan  başka bu yolda doktrin aramak belahat ve dalalettir.
    Maddeler halinde zikretmeyişimiz ise; ilerici bedbahtların şarlatanlıklarını tahrik etmek içindir.
   İkinci nokta: Beynelmilel mason çetelerinin dünyadaki teşkilatlarına ehemmiyetli direk-tiflerinden birinde şöyle deniliyor...

     ''Dünya gençliğini, hususen dini mevzularla, müspet fikirlerle meşgaleden men için mümkün mertebede onları dünyevi zevklere sevk edin, hayali lüzumsuz meşgalelerle o derece meşbu hale getirin ki başkaldırıp başka şeylerle  uğraşmaya fırsat bulmasınlar.''   

    Fikir cellatlarının şeytanlarına taş çıkartan şu müthiş desiselerine bakınız ki ;  memleketimizde, hatta bütün dünyada gençler ve umumi efkar üzerinde görülen ahval-i hazıra, bu iblisane sistemin fiile çıkmış halinden başka bir şey değildir. Yuvarlak bir topun arkasından şuursuzca koşan vücutlarla beraber, akıllar da sefih zevklerin peşinden yuvarlanmaktadır. Asrın bu suri zevkiyle şahlanan genç kitlelerin, hayanın en iptidai kaidelerinden mahrum olarak  iyka’  ettikleri fezahatlar, iffet ve namus gibi ulvi mefhumları denaat çukurlarında imha edercesine fuhşun envaından, çıplak vücutların teşhir edildiği salonlara kadar; Ahlak maktelgahı halinde görmek, bu günün en ziyade terviç edilen hadisatı arasındadır. Onlarca bu yüksek hayat, sosyetik tezahürat, ulaşılması istenilen hayat seviyesinin hedef noktasıdır.

      Bar ve pavyonlar, defileler, sinemalar, tiyatrolar türlü açık hava veya salon toplantıları hep bu ahlak katliamının idam meydanlarıdır. İşte ilerici medeniyetin hal ve istikbale bahş ettiği refah budur. Servetlerin nehirler gibi akıtıldığı bu vadiye, iktisaden kalkınma diyorlar. Bu israfat’ı sefilaneye, iktisat adı vermek zamanın ilcaat’ı hazinanesi olsa gerek. Bu da feleğin ters döndüğüne en bariz bir işaret değil midir? 

      Böyle behimi zevkler içerisinde sarhoş bitap insan kümelerine ahiret hissini unutturmak için edilen gayretler içinde, mühim olan şey de dünya hayatını bu suri zevklerine ulaşabilmek, yani onların tabiri ile (hayat seviyeni yükselt, para servet elde et, dünya hayatını kazan, başka şeye itibar etme, ahiret mefhumunu, din mefhumunu, düşünmek doğru değil. Onlara bağlı olanlara çamur at, gerici de !!!) gibi sözleri beyinlerinde parola yaparak içtimai nizamı hercü merc bir hale getirmekle vatan ve milletin istiklal ve bekasının ezeli düşmanlarına zemin ihzar ediyorlar.
    İçtimai nizamı, sosyal adalet perdesi arkasına bürünenlerin ihdas ettikleri sınıf kavgaları da yalnız, bir türlü elde veya idrak edemedikleri bu sefil hayatın hasreti içinde kıvrandıklarından kendilerinden ileri gidenleri, zikri geçen vurguncu zevk perest süfehayı haset ve kıskançlıklarından, sosyal adalet lafını halk kitleleri arasında siper yaparak sınıf ve zümre kavgalarını teşvik ederek, bolşevizmin tohumlarını memlekete ekmek suretiyle komünizmin dehşetini, sefaletini cehennemi bir perde halinde mübarek yurdumuzun afakına germek istiyorlar.
     Bir kaç nokta halinde zamirlerini ifade etmeğe çalıştığım  muhtelif zümre ve tabakalarda sakız gibi ağızlarda çiğnenen (ekonomik kalkınma) sözünün ilancısı sahtelerin, memleket davasındaki mahiyetleri budur.     İstidraden şunu beyan edeyim ki... siyasi dalaverecilerin sahnede bulundukları müddetçe halk efkarını aldatacak mevzuları bulup efkar-ı ammenin nazarlarını sahte ve hayali meselelerle avutmak, aldatmak ve dolayısıyla gününü gün etmek meselesinde oldukça maharetleri vardır. Durbin nazarlardan ve dur endiş zevatın gözünden kaçmayan bu meseleler, tatbik sahasına konurken, ekseriya, umacı gibi milletin nazarlarına harici bir tehlike korkusu dikerler, yahut dahili muhayyel tehlikeler uydurarak halk efkarına yayarlar.
    Bazen de inkılapçı rolünde görünerek azami baskı yoluna giderler. Gün olur ki; iktisadi mevzularla ve bir türlü gerçekleşmez  imar ve kalkınma planları ile safdilleri kandırırlar. Vakit olur ki: geniş halk tabakalarını refah ve saadet vaatleriyle nazarlarını arzu ettikleri cihete çevirirler, yahut hürriyet kahramanı rolünde sahneye çıkarlar.

       Bazı ahvalde de manevi cephenin tarsınınde yalancı mehdi sıfatını takınarak dini hisleri alabildiğine istismar ederler.  Bu değişmez sıfatlarla siyaset tacirlerini, makam, menfaat, şöhret avında daima görmek mümkündür. Bu sahneler icra edilirken siyaset tacirleri, politika aktörleri, mahiyetlerini sezen vatanperverleri daima bir tazyik altında bulundurarak, halkın Hak yolundaki irşatlarına engel olurlar.

    Böyle fazilet erbablarını halk nazarında sükut ettirmek için aleyhlerinde her nevi menfi propagandayı pek haşin bir surette reva görür, ifa ederler. Adli cihazlar, icra organları müthiş bir faaliyetle tahrik edilir ve Hakkın sedasını boğmak isterler.  Lakin bilmezler ki;  

        Takdiri Huda Kuvve-i pazu ile dönmez,

       Bir lem’a ki Mevla yaka bir vecihle sönmez.


                                                       MEHMED KAYALAR (r.a)



***