»  Arşiv »  ANA SAYFA »  RESİM GALERİSİ »  SLAYT »  ZİYARETÇİ DEFTERİ »  İLETİŞİM        »  Anasayfam Yap »  Favorim Yap »  Paylaş

Menü

Musiki

Etiket Bulutu

AĞIR CEZA MAHKEMESİ REİSLİĞİNE DİYARBAKIR
AYASOFYA
BEDİÜZZAMAN İLE TANIŞMASI
BEDİÜZZAMAN'IN MEHMED KAYALAR VE TALEBELERİ'NE VERDİĞİ KIYMET
DİYARBAKIR SULH CEZA MAHKEMESİ MÜDAFAASI
DOKUNMA
EKONOMİK KALKINMA İLE ALAKALI SUALE VERİLEN CEVAP
ESMA-İ HÜSNA
HAKİKAT IŞIKLARI
HATIRALAR
İSLAMDA UHUVVET VE İTTİHAD
MEHMED KAYALAR VE HAYATI
MEHMED KAYALAR'I RİSALE-İ NUR HAREKETİNDE ÖNEMLİ KILAN İKİ BÜYÜK ÖZELLİK
MEHMED KAYALAR'IN VEFATI
MUKADDİME- ÖNSÖZ
NEFSE DERS
NUR MÜELLİFİNE
SABIR VE ŞÜKÜR
VECİZELER
YAYINEVLERİNE HATIRLATMA

Arama

   Sayfalar

RSS Takip Tavsiye Et İndir (.doc) Okunma: 2529
Mehmet ÖZPOLAT'IN Hatıraları

Kavmiyet Irkçılık Hakkında MEKTUPLARI

         

   ÜSTAD'I ZİYARET EDEN Mehmet ÖZPOLAT'IN HATIRALARI

                                                     Son Şahitler 4.Cild s. 97                        

 

1922'de Gaziantep'in Kilis ilçesinde doğdu. 1941'de Hava Astsubay okulunu bitirdi. Yurdun çeşitli yerlerinde Astsubay olarak görev yaptı. 1970'de emekli oldu.

 

 

                               "Yedinci ziyaretim"

 

             "Eskişehir Muttalip köyünde Hacı Hilmi Efendi (Üstadın talebesi) talebere Kur'ân okuturdu. Bir Cuma günü, hatim cemiyeti vardı. Yarbay rütbesinde Hava Hastanesinde görevli bir doktora Muttalip köyüne, cemiyete gitmeye davet ettim. Doktor cemiyete gelmemek için, 'Şeyhler ne tarih bilir, ne coğrafya bilir. Kış günü karpuz çıkarırlarmış' dedi. Yine de beraber hatim cemiyetine gittik. Caminin dış kapısında Hacı Hilmi Efendi bizi karşıladı, yarbayla tanışmadığı halde 'Yarbayım size bir tarih dersi vereyim' diyerek Osmanlı İmparatorluğunu Ertuğrul Gaziden alarak Kurtuluş Savaşlarına kadar ve diğer mevzulara da temas ederek cami kapısında ayakta bir saat anlattı. Daha sonra yarbaya dönüp 'Hani oğlum, şeyhler tarih dersi bilmezdi' dedi.

               "Namazdan sonra caminin yukarısındaki Hoca Efendinin odasına çıktık. Bize üç kişilik pilav geldi, yedik orada Hacı Hilmi Efendinin hücresi vardı. Hoca Efendi hücreye geçerek elinde bir karpuz ile yanımıza geldi. Yarbaya dönerek, 'Alın oğlum, bu da kış meyvesi yiyin' dedi. Ben de karpuzu dörde böldüm, birini Hacı Hilmi Efendinin hücresine bıraktım, diğerini biz yedik. Eskişehir'e dönüşte Diyarbakır'a tayin olduğumu öğrendim. İstifa dilekçesini yazdım, tabur komutanına verdim. Tabur komutanı beni çok severdi. 'Oğlum sana 15 gün izin, düşün, gitmek istersen dilekçeni muameleye koymam, eğer gitmemek istersen dilekçeni muameleye koyarım' dedi.

         "Bundan sonra Tenekeci Osman ile beraber Eskişehir'e Üstadı ziyaretine gittik. Üstad bize ders verirken bir ara Osman Efendi, Üstad Hazretlerine 'Kardeşimizin tayini Diyarbakır'a çıktı, fakat gitmek istemiyor, istifa etmek istiyor' dedi. Üstad Hazretleri birden celallendi ve iki dizi üstünde kalkarak 'Biz havacı kardeşlerimizi daha çok görmek istiyoruz. Sen istifa veriyorsun, doğru  Diyarbakır'a, görevinin başına gideceksin. Sen Diyarbakır'da daha çok hizmet edeceksin. Daha iyyi arkadaşlarla tanışacaksın' dedi.

            'Diyarbakır'da Mehmed Kayalar'a da benden selâm söyle, doğru vazife başına' dedi. Helalleştik, ayrıldık. Bu görüşme  Eskişehir ve Emirdağ görüşmelerinin sonuncusu idi.

     "Ben bu görüşmeden sonra dilekçemi geri aldım ve 1953 senesinde Diyarbakır'a gittim. Mehmed Kayalar Ağabeyi buldum, tanıştım. Üstad Hazretlerinin selâmlarını söyledim. Kayalar Ağabey, Dağkapı'daki evinde yatsı namazından sonra dersler olduğunu, iştirak etmemi söyledi. Biz de her gece, yatsı namazından sonra astsubay ve sivillerle beraber Kayalar Ağabeyin derslerini takip ettik.

"Mehmed Kayalar Ağabey birgün bana dönerek 'Barla'ya gideceksin, Üstadı göreceksin' dedi. Ben de izin aldım. Bana bir mektup verdi, 'Bu mektubu doğru Üstada teslim et' dedi. Yola çıktım. Önce Isparta'ya geldim. Ağabeyleri buldum. Tahiri Ağabey, beni Eğridir dolmuşlarına kadar götürüp bindirdi. Akşam üzeri Barla'ya vardık. Üstadın evini sordum. Gösterdiler, evine gittim, merdivenin başında beni Zübeyir Ağabey karşıladı. ben niçin ve nereden geldiğimi anlattım. Zübeyir Ağabeye mektubu verdim. O sırada yatsı namazı olmuştu. Abdestleri tazeledik, Üstad imam, Zübeyir Ağabey müezzin, ben cemaat olarak namazı kılmaya başladık. Namaz esnasında Üstad Hazretleri, yirmi yaşında bir genç gibi tekbir alıyor ve secdeye gittiğinde binanın sallanıdığını hissediyordum. Bu hadiseden sonra namaz tesbihatı yapıldı. Üstad Hazretleri hiç konuşmadan odasına çekildi. Biz de Zübeyir Ağabey ile beraber onun odasına geçtik. Zübeyir Ağabey bana, sabah namazına kadar İslâm yazısı ile Tesbihatı yazdı, teslim etti. Sabah namazını tekrar Üstad Hazretlerinin arkasında kıldık, tesbihattan sonra Üstad Hazretleri:

 

     "Kardeşim Mehmed Kayalar benim vekilim, maşaallah, barekallah, sizin gayretlerinizden memnunum ve sizin hepinizi dualarıma dahil ettim' dedi.

 

       "Bu görüşme esnasında Üstad Hazretleri bana bakıyordu, fakat manen başka âlemlerde yaşıyordu. Çünkü suallerime gecikmeli olarak cevap veriyordu. Bunun izahını yapamıyorum, ancak o hali gören anlayabilir. Ben onun bu halini, benimle konuştuğunu, fakat kendisinin mânevi olarak kafasının başka şeylerle meşgul olduğunu yüz simasından gözlerinden anlayabilmiştim. Üstad bana dönerek, 'Hüsrev'le görüştün mü?' dedi. 'Evet, yarım saat kadar görüştük' dedim. Hüsrev Ağabeyin teksir makinesi alacağını ve bütün beldelere Nurları çoğaltarak göndereceğini söyledim. Üstad Hazretleri çok sevindi 'Bârekallah fütuhata eriyoruz' dedi. 'Mehmed Kayalar ve kardeşlere selâm söyle, bütün kardeşlerimi dualarıma dahil ettim' dedi ve yanından ayrıldım.

         "Üstad Hazretlerinin odasında bir ince yer yatağı, ince bir yorgan, bir cep saati, ibrik, çay takımı vardı. Başkaca göze çarpan dünyalık bir şey görmedim.

          "Beni Zübeyir Ağabey, Karayollarının cipine bindirdi, Eğirdir'e döndüm. Oradan Isparta, Diyarbakır'a geldim. Bu son görüşmem oldu."

 


Etiketler: HATIRALAR,  

***