»  Arşiv »  ANA SAYFA »  RESİM GALERİSİ »  SLAYT »  ZİYARETÇİ DEFTERİ »  İLETİŞİM        »  Anasayfam Yap »  Favorim Yap »  Paylaş

Menü

Musiki

Etiket Bulutu

AĞIR CEZA MAHKEMESİ REİSLİĞİNE DİYARBAKIR
AYASOFYA
BEDİÜZZAMAN İLE TANIŞMASI
BEDİÜZZAMAN'IN MEHMED KAYALAR VE TALEBELERİ'NE VERDİĞİ KIYMET
DİYARBAKIR SULH CEZA MAHKEMESİ MÜDAFAASI
DOKUNMA
EKONOMİK KALKINMA İLE ALAKALI SUALE VERİLEN CEVAP
ESMA-İ HÜSNA
HAKİKAT IŞIKLARI
HATIRALAR
İSLAMDA UHUVVET VE İTTİHAD
MEHMED KAYALAR VE HAYATI
MEHMED KAYALAR'I RİSALE-İ NUR HAREKETİNDE ÖNEMLİ KILAN İKİ BÜYÜK ÖZELLİK
MEHMED KAYALAR'IN VEFATI
MUKADDİME- ÖNSÖZ
NEFSE DERS
NUR MÜELLİFİNE
SABIR VE ŞÜKÜR
VECİZELER
YAYINEVLERİNE HATIRLATMA

Arama

   Sayfalar

RSS Takip Tavsiye Et İndir (.doc) Okunma: 2553
Şerif Nazlıcan (merhum) Anlatıyor:

Kavmiyet Irkçılık Hakkında MEKTUPLARI

 

Şerif NAZLICAN (merhum) Anlatıyor

 

         1953 yılında Suudi Arabistan’a gitmeye karar verdim. Borçlarımı kapattım. Diyarbakır’a gelmek için istasyondan bilet alırken hatırıma geldi. Üstad’a uğrayıp izin ve dualarını alayım dedim. Diyarbakır yerine Isparta’ya bilet alayım dedim. Yolda üç sual hazırladım. Biri ve en mühimi Suudi Arabistan’a gideyim mi idi.

        Sabahleyin Üstad’ın yanına gittim. Zübeyir Ağabey çıktı, ziyarete geldiğini söyledim. Zübeyir Ağabey Üstad’ın rahatsız olduğunu ve en yakınlarını dahi kabul etmediğini söyledi. Hüsrev Ağabey’e gitmemi, namazdan sonra gelmemi, kendisinin hizmet için içeri gittiğinde Üstad’a haber vereceğini söyledi. Namazdan sonra geldim. Yine Zübeyir Ağabey kapıyı açtı. “Üstad’a söyledim. Memnun oldu ve kabul etti” dedi. Beraber Üstad’ın yanına çıktık.

     Üstad’ın ilk sözü:  “Diyarbakır’da Mehmed Kayalar’ı tanıyor musun?” oldu. Tanımadığımı söyledim. BİNGÖL/Genç’te kaldığımı, Diyarbakır’a yeni geldiğimi anlattım. Üstad: “Diyarbakır’da medrese açmış Risâle-i Nûr dersleri veriyor. Mehmed Bey’in Diyarbakır’daki dersleri çok mühim, çok büyük hizmetlere kapı açtı. Ondan çok memnunum. Esasında Diyarbakır’daki o kudsi hizmete ben gidecektim. O vazife O’na verildi. O yapıyor. Diyarbakır’a gidince O’nu bul ve orada bu hizmete devam et” dedi. Sonra zayıf ve hasta olduğumu görünce “Peki, hem hastasın hem de diyar-ı gurbete gitmek istiyorsun” dedi ve evvelce hazırladığım üç sualime kendisine sormadan cevap verdi. Tam iki saat ders ve nasihatte bulundu.

       Dersin çoğu hizmet ve Mehmed Kayalar Ağabey ile ilgiliydi. Zübeyir Ağabey işaret edince kalktım. Elini öpmek isterken iki eliyle başımı kaldırıp şehadet parmağıyla işaretle “Mehmet Şerif çok dikkatli ol. Seni kardeşliğe kabul ediyorum. Şimdi gurbeti bırak. Hatta şimdi orada olsaydın bu hizmet için buraya gelmen gerekirdi. Diyarbakır’a git ve Mehmed Bey’le bu hizmette çalış. Mehmed Bey’in hizmeti Diyarbakır, şarkî Anadolu dâhil tüm âlem-i İslâm’a hatta Avrupa’ya bakıyor. Mehmed Bey bin senedir gelen bütün evliyaların fevkindedir” dedi. Mehmed Kayalar Ağabeyin şahsiyeti ve hizmeti ile ilgili çok dersler verdi.

         Sonra Diyarbakır’a geldim ve Mehmed Kayalar Ağabey’e gittim. Mehmed Kayalar Ağabeye “Burada esnafım. Üstad’a gittim o da beni size gönderdi” dedim. Mehmed Kayalar Ağabey de “Melik Ahmet Camiinde Süleyman var. Ona git sana Kur’an okumasını öğretsin” dedi. Mehmed Kayalar Ağabey ile böylece tanışmış olduk.

       Üstad ve Mehmed Kayalar ağabeyin siyasi cihetleri 1946’ya kadar tek parti iktidarda bulunduğundan dolayı menfi idi. Demokrat Parti kurulunca Üstad’a: “Şimdiye kadar tek parti idi ilgilenmiyorduk, şimdi Demokrat Parti kuruldu. Bir Müslüman olarak yeni partiye girelim mi? Oy kullanalım mı?” diye sorulduğunda Üstad cevaben “Bir şer var bir de ehveni şer varsa ehveni şer tercih edilir.” diyerek Demokrat Partiye kapı açmıştır. Akabinde 3 ay sonra seçim oldu. Demokrat Parti kazandı. 1950 seçiminde Türkiye genelinde başta Üstad ve Nûr dairesiyle beraber bütün tarikatlar ve Müslümanlar seferber olup Demokrat Parti çoğunluğu ele geçirdi. Adnan Menderes başbakan seçildi. Öğle namazı kılınmıştı. İkindi namazında Türkiye’de ALLAHU EKBER diye Arapça ezan okundu.

            O zamanki okullarda gençliğe iman ve inanç hakikatleri yeterince verilmiyordu. Bu eksiğin farkında olan Üstad, Risâle-i Nûr ile tam bir iman ve inanç dersi verdi ve meyvelerini aldı. Üstad’ı hapishanede zehirleyerek susturmak istediler bilakis bu olay hizmetin gelişmesine vesile oldu. Sistem bu büyük terakkiyi görüp de mani olamayınca halk arasında dedikodu ile “Bu âlim hoca değil, bizim âlim hocalarımız var. Buna itibar etmeyin.” demeye başladı. Amaçları Üstadın adını kötüleyerek fikr-i milliyetçilik doğurmaktı. Şeyh Sait harekâtından sonra hususen Diyarbakır’da idam sehpalarının kurulduğu bir zamanda kimse ‘Müslümanım’ diyemiyordu. Bir çocuğa elifba öğretmek büyük suçtu. Ezanların Türkçe olduğu dehşetli bir zamanda Üstad, ağabeyi 1950’de Diyarbakır’a vazifeli olarak gönderince Risâle-i Nûr dershanesi açıldı, küfür karıştı, iman dersleri ile tam bir devrim oldu.

         Üstad, Mehmed Kayalar Ağabeye :   “Bu hizmet sana verildi. Yoksa bu hizmet için benim şarka, Diyarbakır’a gitmem lazımdı. O kudsi hizmet size nasip oldu. Siz de vazifenizi yaptınız.” diye hitap etmiştir.

             1956 yılına kadar Risâle-i Nûr külliyatı Hüsrev ağabey ve Mehmet Fevzi Ağabey’ler tarafından teksir makinesi ile neşredildi.

         Bir gün Hüsrev ağabey arkadaşlarına: “Üstada söyleyiniz, ihtiyaç çoğalıyor. Artık eserleri latin harfleriyle basmamıza müsaade etsin. Hem gençler istifade ederler.” dedi. Üstad’a teklif edildi. Üstad reddetti.

         Bir gün halıcı Sabri Isparta’ya gelince mevzuyu onunla Üstad’a söylettiler. Üstad yine reddetti. O zaman halıcı Sabri “Bu teklif ancak Mehmed Kayalar ağabeyden gelirse Üstad reddetmez” dedi. Çünkü O Üstad ve Mehmed ağabeyin arasındaki münasebeti iyi biliyordu ve hemen Abdullah Yeğin’i Diyarbakır’a yolladı. Mehmed Kayalar ağabey bir mektupla Üstad’a latin harflerle basımı teklif etti. Üstad cevabında “Mehmet Bey çok insan bu teklifi yaptı hep reddettim. Seni reddetmiyorum. Yalnız bir şartla; 1000 adet basılacak ve 500 adet şarka gönderilecek. Ben hayatta iken eserimin ticari emtia olmasını istemem.” dedi. Abdullah Yeğin tekrar Diyarbakır’a gitti. Akşam dersten sonra Mehmet Kayalar’ın oğlu Mefhar ile Ramazan, şükür, iktisat risalesini yazıp Üstad’a gitti. Kısa zamanda tab olup geldi. Üstad “Kitabın arkasına Mehmed Bey’ in bir şiirini yazıp altına da “hayatını nûrlara vakfeden Mehmed  Kayalar” yazınız demiş. Aynen öyle yazılmış halde kitaplar geldi. Kitaplar dağıtıldı, artık latin harflerine kapı açılmıştı. Aynı kitap, ikinci tabda şiir aynı yazılmış altına da yalnız Mehmed Kayalar yazılmıştı. Üçüncü tab edilişinde şiiri aynı altına yalnız Mehmed, dördüncü tabda ise Mehmed Kayalar’in şiirini kaldırdılar yerine Üstad’ın bir mektubunu yazdılar. Ben bunları takip edip Ağabey’e söylüyordum. Ağabey hayret edip teessüf ediyordu. Üstad’ın koyduğu bir düsturun değişmemesi lazımdı.

 

1960 ihtilalinden sonra ağabey Sivas kampına oradan da Çanakkale’ye hapse gönderildi. Bunu yapanlar Nûr Cemaati içindeki yabancılardı. Bir komplo yapıp onu hapse attılar. Üstad bu günleri ve Hâdisatı görür gibi haber vermişti. Son ikaz mektubunda Üstad “Şu cadde-i kübra-i Kur’aniye olan yolumuzdan ayrılanlar bilmeyerek küfre yardım etmiş olabilirler” şeklinde bizleri ikaz etmiştir.


***