»  Arşiv »  ANA SAYFA »  RESİM GALERİSİ »  SLAYT »  ZİYARETÇİ DEFTERİ »  İLETİŞİM        »  Anasayfam Yap »  Favorim Yap »  Paylaş

Menü

Musiki

Etiket Bulutu

AĞIR CEZA MAHKEMESİ REİSLİĞİNE DİYARBAKIR
AYASOFYA
BEDİÜZZAMAN İLE TANIŞMASI
BEDİÜZZAMAN'IN MEHMED KAYALAR VE TALEBELERİ'NE VERDİĞİ KIYMET
DİYARBAKIR SULH CEZA MAHKEMESİ MÜDAFAASI
DOKUNMA
EKONOMİK KALKINMA İLE ALAKALI SUALE VERİLEN CEVAP
ESMA-İ HÜSNA
HAKİKAT IŞIKLARI
HATIRALAR
İSLAMDA UHUVVET VE İTTİHAD
MEHMED KAYALAR VE HAYATI
MEHMED KAYALAR'I RİSALE-İ NUR HAREKETİNDE ÖNEMLİ KILAN İKİ BÜYÜK ÖZELLİK
MEHMED KAYALAR'IN VEFATI
MUKADDİME- ÖNSÖZ
NEFSE DERS
NUR MÜELLİFİNE
SABIR VE ŞÜKÜR
VECİZELER
YAYINEVLERİNE HATIRLATMA

Arama

   Sayfalar

RSS Takip Tavsiye Et İndir (.doc) Okunma: 3197
SON DERSİN SON TALEBESİ

Hücced MEKTUPLARI

 

 

Son Dersin Son Talebesi

Mehmet Kayalar

 

Daha lise yıllarındayken en çok okuduğum kitapların basında Mektubat geliyordu. Gerek isminin güzelliğiyle, gerekse cildinin cazibesiyle dikkatimi çeken, bugün bile her ele alışımda cazibe ışıkları sunan bu kutlu eser, Risale-i Nûr Külliyatı'nın en gözde Nûr demetiydi. Sonunda "Hakikat lşıkları" başlığını taşıyan bir şiir vardı ki, eserin ayrı bir cazibe unsuruydu. Bugün de "Ettekrarü ahsen velev kane yüz seksen" kabilinden her okuyuşumda içim ferahlar.

Mehmet Kayalar ismiyle böyle tanıştım. O gün bu gündür bu ismi en yakın bir akrabamın adıymış gibi, hatta ondan da öte zihnimde, sevgi halesiyle çevrili hatırasını muhafaza etmekledir. Teslim edilen hakikatlerdendir ki, dine ve imana ait her mesele büyüktür, önemlidir. İmanî meselelerden bahseden, İslâm tarihinde yepyeni bir çığır açan, nev'i şahsına münhasır üslubuyla gönülleri coşturan, hüşyâr kalbleri harekete geçiren Risale- i Nûr Külliyatı'nı, onun muhterem ve muazzez müellifini olanca samimiyetiyle öven, keza o Zat-ı Zîhavarık tarafından iltifat gören merhum yüzbaşı Mehmet Kayalar da bizim için kelimenin tam manasıyla "büyük adam"dı.

Bediüzzaman Hazretleri, 1960 yılının ocak ayında Ankara'ya gitmişti. Kaldığı Beyrut Palas otelinin etrafını gazeteci haşeratı çevirmişti. Kendisini adım adım takip ediyorlardı. Tantanalı ve yaygaralı yayınlar, o büyük insanı son derece rahatsız etmişti. Böyle bir kargaşa ve sıkıntı ortamında talebelerine son bir ders vermek istiyordu. İşte bu derste merhum Mehmet Kayalar'ın da bulunmasını ima etmişti. Mehmet Kayalar o sırada Diyarbakır'da idi. Üstad Hazretleri’nin bu arzusu Mehmet Kayalar'a bildirilir. O da derhal uçakla Ankara'ya gelir, son dersin halkasına katılır.

Müsaade ederseniz, gerisini Son Şahitler'den dinleyelim:

"O'nun hayatına ait bir hatıramla başlamak istiyorum. 1952'de henüz emekli olmuştum. Hususi hatırasını yazmak istemedim. Hususi hayatının safhaları içinde geçen alelekser hadiselere asla ehemmiyet vermezdi. "Tarihçe-i Hayat" iman hakikatlerinin hizmetine tahsisen yazılmıştır. Dikkat edilirse hayatından çok az bahis vardır.

Bir kere üstadıma dedim ki, ‘Maddi şahsiyetini öne sürmek istemiyorsun. Elbette çok mutena bir bahçenin çok sanatperver bir bahçıvanı olmalıdır. O nizamın hayatı onunla kaimdir. Süleymaniye’ye bakıp Mimar Sinan'ı hatırlamamak mümkün değildir. Koca bir abide ki onun hem hali, hem istikbali onunla kaimdir. Binaenaleyh nasıl ki, Mimar Sinan Süleymaniye'ye baktıkça hatırlanıyorsa, sizin o manevi eserleriniz de ondan daha mükemmeldir. Said Nûrsî anılacak, o isme nazarlar yönelecek.”

Biz işin suretindeyiz. O ise manevi tarafına bakıyordu. Ayrılığa bile ehemmiyet vermiyor, daima beraberiz, diyordu.

Bir defasında şiddetle görüşmek için iştiyak izhar etmiştim. Buyurdu ki "Kardeşim biz her zaman beraberiz. Hatta ahirete gitsek de beraberiz."

Sohbette insibağ vardır. Boyanmak çok ehemmiyetlidir. Veysel Karinî gibi bir zat sahabe-i kiram asrında yaşadığı halde, sahabe derecesine çıkamamıştır. Çünkü sohbet-i Resulullah ile müşerref olamamıştır. Yüksek tevazuu ile hususi hayatının bilinmesini arzu etmiyordu. Çünkü böyle bir zata dört bir taraftan tehacüm gösteriliyordu. Onlarla meşgul olup zamanını israf etmek islemiyordu. Dua için veya dünyevi bir maksatla gelenlerin ziyaretini kabul etmiyordu.

Üstadı bir ziyaretimde vuku bulan şu hal çok enteresandır. 79 yasında olmasına rağmen o kadar çevik bir halde beni karşıladı ki, hiç unutmam, hayatımda ben o kadar çevik, o kadar cündî bir ruh taşıyan insan görmedim. Halbuki Emirdağ'da Mehmet Çalışkan hasta demişti. Yanında o kadar ruhi bir feyiz aldım ki, onu bir senede kazanamazdım.

Çok zeki bir zattı. Bakışları o kadar harika idi ki, bir anda insanı tesîr altına alıyor, orada insan, bir velayet-i kâmilenin tereşşuhatını hissediyordu.

Daha önceleri askeriyede ben yüzbaşı o albay olmasına rağmen, Cemal Tural'ın karşımda tir tir titrediğini gördüm. Halbuki Hazreti Üstad'ın karşısında adeta dilim tutuldu. Bir müddet konuşamadım. Dilim rekaket gibi bir hal aldı, o anda başımı kucağına alıp sıktı. Ondan sonra açılabildim.

Diyarbakır'da evimin etrafını askeri birlikler, tanklar muhasara altına almıştı. Bunu Üstad'a haber verdim. Üstad, "'Kardeşim, onlar senin muhafızlarındır" diye haber gönderdi. Garip bir tecellidir ki o subayların ekserisi sınıf arkadaşım idi. Demek ki insanları bibirine bağlayan suni dostluklar değil, mefküre bağı imiş.

Üstad son dersinde menfi harekete kat’iyyen izin vermemişti. Kat’iyyen kılıç çekilemeyeceğini ve onların aleyhinde bulunulamayacağını ifade etmişti. Hatta ben bir hadiste gördüm: "Başınızda bulunanlar, dünyevi işlerini tedvir ediyor, dini faaliyetlerinize ilişmiyorsa onlara karşı gelmeyin. İsterse başınızda kara bacaklı bir Habeşli bulunsun" Nitekim Üstad, 31 Mart Olayı'nda ve Şeyh Said İsyanı'nda menfi bir tavır takınmamıştı."

Kabri pürnûr, mekanı cennet olsun. Amin.

 

                                                  Dursun Gürlek – Eğitimci

                                           Zaman Gazetesi (7 haziran 1994)


***