»  Arşiv »  ANA SAYFA »  RESİM GALERİSİ »  SLAYT »  ZİYARETÇİ DEFTERİ »  İLETİŞİM        »  Anasayfam Yap »  Favorim Yap »  Paylaş

Menü

Musiki

Etiket Bulutu

AĞIR CEZA MAHKEMESİ REİSLİĞİNE DİYARBAKIR
AYASOFYA
BEDİÜZZAMAN İLE TANIŞMASI
BEDİÜZZAMAN'IN MEHMED KAYALAR VE TALEBELERİ'NE VERDİĞİ KIYMET
DİYARBAKIR SULH CEZA MAHKEMESİ MÜDAFAASI
DOKUNMA
EKONOMİK KALKINMA İLE ALAKALI SUALE VERİLEN CEVAP
ESMA-İ HÜSNA
HAKİKAT IŞIKLARI
HATIRALAR
İSLAMDA UHUVVET VE İTTİHAD
MEHMED KAYALAR VE HAYATI
MEHMED KAYALAR'I RİSALE-İ NUR HAREKETİNDE ÖNEMLİ KILAN İKİ BÜYÜK ÖZELLİK
MEHMED KAYALAR'IN VEFATI
MUKADDİME- ÖNSÖZ
NEFSE DERS
NUR MÜELLİFİNE
SABIR VE ŞÜKÜR
VECİZELER
YAYINEVLERİNE HATIRLATMA

Arama

   Sayfalar

RSS Takip Tavsiye Et İndir (.doc) Okunma: 3423
BİR YILDIZ DAHA KAYDI

Hücced MEKTUPLARI

 

 

Bir Yıldız Daha Kaydı

 

Nûr Kahramanı Mehmet Kayalar

 

Bediüzzaman Said Nûrsî (r.a} hazretlerinin has talebelerinden, Erkanlarından mümtaz insan, Nûrun Kahramanı unvanını alan son halka talebelerinden Mehmet Kayalar ağabeyi de böylece Dar-ı Bekaya yollamış olduk.

Yıl 1956-57 uzun boylu şeceat timsali, iman abidesi bir subay elbisesi altında Bingöl'de caddede süzülürken o gün o şeceat kahramanı hala o günkü yürüyüşle beynimin sinematografyasında hala canlı olarak durmakta. Namazını kılan, ahlak ve fazilet abidesi olarak bir subayın Kur’an hadimi olarak bir tebliğci olması tüm Bingöllülerin kalbinde bir muhabbet abidesi olarak kalıyordu. Üstad'ı ziyaretlerinde orada bir vazife yapılamayacağını ve derhal istifa edip vazife başına geçmesi emrini almasıyla Diyarbakır'da sivil özgür bir Kur’an hadimi olarak mehdiyetin bir karargahını kurmuştu. Ve işte yıl 1958 gönderdiği fedakar Nûr Talebesi Şerif ağabey ile Bingöl'de ilk karargah kuruluyor ve biz o gün bir davete icabet ederek ilk Nûr Dershaneleri ile tanışma şerefine nail oluyorduk. Böylece Nûra hadim olmak ve davanın kudsiyetine layık olmak için Davanın sevdalısı olarak adım adım Türkiye'yi dolaştım. Üstad'ın gittiği her mekana ve onunla görüşen herkesle görüşmeyi bir vecibe mesuliyet ve mükellefiyeti içerisinde dolaştım. Ve 1961 yılında Diyarbakır'da o muhteşem mahkemeye gittim. Yüzlerce insan mahkemenin etrafında mahkemeye girebilmek için ısrar ediyorlardı. Ve bu yüzlerin içerisinde Allah'ın lütfü ve ihsanı neticesinde mahkemeye alınan parmak sayısı içerisinde mahkemeyi dinlemek şerefine böylece kavuşmuş olduk. Ve Mehmet Kayalar ağabeyi yakından görmek ve onun müdafaasını yakından dinlemiş oldum. O şeceat kahramanı kulaklarımda hala çınlıyor.

İhtilaflar baş göstermişti. Aleyhte bir propaganda furyası başlamıştı. Yıllar 1970'i gösterirken Çanakkale'de, Avukatla yaptığı münakaşa neticesinde olaylar patladı ve cemaatler netleşmeye ve saflar belirmeye başlamıştı.

Liderlik ve bencillik, ithamları gırla gidiyordu. Bir asker olması hesabıyla Osmanlı kültürüyle yetiştiği için güzel bir hatip, sert bir mizaç ve geniş bir İslâm tarihi kültürü, kahramanca alevler saçan ifadeleri, kendisi gerçek imtiyazını ve farklılığı tebarüz ettiriyordu.

Yan tarafında okuyacağınız en son konuşmasını banta alıp neşretmemiz Üstad'ın sağlığında iken kendisine karşı alınan tavrın nedenlerini, ifadelerinde bulacaksınız.

Kendisiyle gerek Diyarbakır'da gerekse İstanbul'daki görüşmelerimizde her mesele hakkında sorular sorduk. Ve cevaplarını aldık, çok sarih, net ve kesin ifadelerle Hz. Ali (r.a.) ye yapılanların kendisinin başına geldiğini ifade ediyordu.

Eskişehir'de yapılan görüşmelerde kendisi hakkında yapılan ithamları Üstad sert ifadeleriyle bütün talebelerin huzurunda, Mehmet'te asla enâniyet yoktur. O Nûrun kahraman bir ifadesidir. Ve şarkta yüzlerce evliya ve kutbun fevkinde hizmet etmiştir. Sözleri aleyhte yapılan dedikoduları ortadan kaldırmak ve olan menfi duyguları muhabbetle tedbil etmek için idi.

Şarktan gelen insanlara  iki şahsı göstermiştir. Üstadımız Hulusi Ağabey ve Mehmet Kayalar Ağabey (r.a) beni görmek için şarktan uzun mesafelerden gelmeye lüzum yok. Hulusi ve Mehmet Kayalar'ı görmek yeter diye gerçek talebelerini işaret ediyordu.

Son Ankara seyahatinde bir telgrafla İstanbul'a  çağırtmış. Ve dizlerinin önüne oturtarak ahkam-ı Kur’an'iyenin hakim olmasının nasıl yapılması  gerektiğinin uzun sohbetini yapıyordu. Biz kendisinden tafsilatlı anlatmasını istedik ve maalesef Emirdağ'ında Üstadın son vasiyeti diye çıkan Lahika mektubu  olan  kısmı  kendisine okuduk  hayretler ve dehşet saçan ifadelerle bunlarla gerçekle alakalı olmadığını büyük bir bühtan alarak Üstada ait olmayan ifadelerle tanzim edildiği ve asıl konuşmasını bizlere nakletmeye başlayınca Külliyat-ı Nûrun başına gelen tahrifatı boyutunu daha yakından görmüş oluyorduk. Ve bu mevzuları geniş ve tafsilatlı anlatmaya başladı.

Benim şiirlerimde tasarruf yaptılar, ismimde ve soyadımda tasarruf yaptılar. Bunlar bir çetedir. Bunların bütün tasarruflarını ben yakından biliyorum.

İnşallah ilerde düşündüğümüz bir kitapçıkta Üstad'ın yakın talebelerinin Üstada olan hatıralarını hizmete taalluk eden kısımlarını nakledeceğim.

Vefatından kısa bir müddet önce 89 yaşında bir Kur’an hadiminin bir canlı tarihin karşısında Üstad'la tanışmasını, zehirlenmeleri, sürgünleri, hapishanedeki hayatı bir sinema şeridi gibi gözümüzden geçiyordu.

Yazın Yalova'da daha geniş bir sohbet için ayrıldığımızda canlı bir tarihle tekrar görüşme arzusu ve iştiyakıyla ayrılmıştık. Fakat takdir-i Hüdâ bu dünyada artık mülakatı mümkün olmayan bir uzun firak başlamıştı. Ruhunu Rahmana teslim etmiş, iştiyak duyduğu Allah'ın resulünün sevdiklerine ve Üstad'ına gidiyordu. Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerinde olsun. Amin.

 

                                           Dava Mecmuası (Temmuz 1994 )

                                                          M.S. Şeyhanzade

 


***