»  Arşiv »  ANA SAYFA »  RESİM GALERİSİ »  SLAYT »  ZİYARETÇİ DEFTERİ »  İLETİŞİM        »  Anasayfam Yap »  Favorim Yap »  Paylaş

Menü

Musiki

Etiket Bulutu

AĞIR CEZA MAHKEMESİ REİSLİĞİNE DİYARBAKIR
AYASOFYA
BEDİÜZZAMAN İLE TANIŞMASI
BEDİÜZZAMAN'IN MEHMED KAYALAR VE TALEBELERİ'NE VERDİĞİ KIYMET
DİYARBAKIR SULH CEZA MAHKEMESİ MÜDAFAASI
DOKUNMA
EKONOMİK KALKINMA İLE ALAKALI SUALE VERİLEN CEVAP
ESMA-İ HÜSNA
HAKİKAT IŞIKLARI
HATIRALAR
İSLAMDA UHUVVET VE İTTİHAD
MEHMED KAYALAR VE HAYATI
MEHMED KAYALAR'I RİSALE-İ NUR HAREKETİNDE ÖNEMLİ KILAN İKİ BÜYÜK ÖZELLİK
MEHMED KAYALAR'IN VEFATI
MUKADDİME- ÖNSÖZ
NEFSE DERS
NUR MÜELLİFİNE
SABIR VE ŞÜKÜR
VECİZELER
YAYINEVLERİNE HATIRLATMA

Arama

   Sayfalar

RSS Takip Tavsiye Et İndir (.doc) Okunma: 4281
Risale-i Nur ve Üstad Hakkında Bir Takriz

Kavmiyet Irkçılık Hakkında MEKTUPLARI

 

Risale-i Nur ve Üstad Hakkında Bir Takriz

                                                      "Nurun ilk kapısı"  isimli eserden alınmıştır

 

NUR’UN BİR KAHRAMANI MEHMED KAYALAR’IN RİSALE-İ NUR HAKKINDA BİR TAKRİZİDİR

 

[1] بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

[2] اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

 

          Çok şefkatli, pek kerim, hayatımdan çok aziz Üstadım Efendim Hazretleri!

      Mübtedi ve pek acemî bir çocuğun, üstadından aldığı dersi tekrar etmesi misillü, cehl-i mürekkeb içerisinde pûyan olan şu âciz talebenize Risale-i Nur'un feyz-i nâmütenahîsinden süzülen iksir-i hayat, ruh ve kalbimi, akıl ve idrak ve şuurumu, hissiyat-ı sefihenin istilâsından vikaye ederek, en mübarek bir mürşid-i a'zam gibi himmet-i nâmütenahîsiyle, en mühim bir kuvve-i dafia olarak, vücud mülkünden nefs-i emmare ve heva şerlerini def' ve tardederek, aşılmaz ve yıkılmaz bir sedd-i Kur'anî ve bir sedd-i imanî tesis ediyor.

      Risale-i Nur, nebatatın hattâ cemadatın dahi lisan-ı halleriyle olan tesbihatını, kâinatın medar-ı mefhareti olan lisan-ı Âdemle beyan ederek Hâlık-ı Kâinat'a takdim etmesinden -Risale-i Nur- bütün mahlûkat ve bütün zîruh ile de yakînen alâkadar ve münasebettardır.

        Bu kadar ihatalı, câmi', manidar bir hayat-ı nâmütenahînin feyyaz nurlarıyla kâinatlar ışıklanırken, zulümatlar dağılırken, asırlar yıkanırken, gözleri felsefe bataklığının çamurlarıyla kapalı, kalbleri mühürlü, beşer çehreli mütemerridlerin,

[3]   كَاْلاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ

sırrının mazharı o zavallı dâllîn güruhunun hakaik-i Kur'aniyeye karşı kör, sağır, gafil olarak Hâlık-ı Kâinat'a isyanları, hiç şübhesiz kâinatı emsalsiz bir gazabla gazablandırıyor;

[4] تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ

sırrıyla Cehennem'i çileden çıkarıyor; mevcudata, lisan-ı haliyle: "Yaşasın azab-ı Cehennem!" dedirtiyor.

      Risale-i Nur bütün mizanlarıyla ve riyazî kat'iyyetiyle, her türlü hakaikı tam isbat etmesiyle; maddî ilim ve firavunane düşüncelerin neticesi ruhları zifiri karanlıkta olan bu zümrelerin mes'uliyetleri, geçen asırlardaki mütemerrid küfre nisbetle daha katmerli bir surette eşedd bir azaba inkılab edeceği sarahatle tezahür ediyor. Zira bu dehşetli asrın zındıkları, itiraz veya inkâr ettikleri hakaikın riyazî kat'iyyetini, iki kerre iki dört eder derecesinde bir kat'iyyetle, Risale-i Nur'da bizzât müşahede ettiklerinden ve onlar daha dünyada iken teslime mecbur olduklarından, sırf bir küfr-i inadî ile küfrü iltizam etmelerinden, iblise tâbi' bu bedbaht iblis hizmetçilerinin azabını, küfürleri gibi, eşedd-i azaba lâyık kılmaktadır.

      Risale-i Nur tebşiratıyla, ihbar-ı gaybîleriyle, geçmiş asırların sâkinlerinin nazarlarını gıbta ve tahsin ile asrımıza baktırmaktadır. Verâset-i Nebevî (s.a.v) yoluyla pek ulviyeti haiz ve ümmetin en mübecceli olan ve birinci saffını teşkil eden ashab-ı kiramın(r.a), hususuyla Hazret-i Ali'nin (r.a) keramet-i Aleviyeleri ve daha sonra muhakkikînin ve asfiyanın serfirazı Hazret-i Gavs'ın (K.S) keramet-i Gavsiyeleriyle ve Necmeddin-i Kübra ve Muhyiddin-i Arabî (K.S) gibi kümmelînin kendilerinden sonraki asırlara ait işaretlerinin emsalsiz sarahatlarıyla, ziyanın güneşi ve hararetin ateşi göstermesi gibi, Risale-i Nur'dan en kat'î ve en sarih ve en ziyadar bir surette tebşiratlarıyla ve ihbarat-ı gaybiyeleriyle beyanları; ihsanat-ı İlahiyenin emsalsiz hamd ve senaya lâyık bir ikramıdır. 

[5]  اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى

      Risale-i Nur malûm Sözleriyle ve bütün eczalarıyla cadde-i kübra-yı Kur'aniyeyi göstermesi itibariyle, kemalin hadd-i kusvasına îsale vesile olduğu gibi; mayesi harc-ı Kur'anî ile müzeyyen, müsenna, muazzam, muhteşem olan Risale-i Nur'a lâkaydlık etmek, temerrüd ve inkârda bulunmak, insanı a'lâ-yı illiyyînin mukabili olan esfel-i safilîne düşürür.

      Üstadım Efendim Hazretleri! Kasır fehmim, nâkıs ifadem, çok mahdud ihatamla; iman ve irfan ağacının en son ve en nefis meyvesi Risale-i Nur'un teşrihini ve izahını ben yapamıyorum. Zâten onu tam hakikatıyla sekene-i arzın hiçbiri ve hiçbir unsuru, mükemmel yapamaz. O semavî ilham mecmuasının tarifi ve teşrihi ve izahı; kendisinin kendisine has, mümtaz ve serapa sehl-i mümteni' olan selasetli, haşmetli, ziyadar, münakkaş, müzeyyen olan ifade ve beyanlarında nümayan ve orada ziyabahş ve nurefşandır.

            Ey Risale-i Nur, ey mu'cize-i Kur'an!

        Müftehir seninle ins ve cin, zemin ve zaman.

Işıklandı kalbler, doldu nurunla cihan;

Binler selâm sana ey mu'cize-i Kur'an!

Ey Risale-i Nur, ey dertlilere derman!

 

Yangın gönüllere âb-ı kevser sen oldun

Âşık bîçarelere vird-i seher sen oldun,

Gönüllere takılı inci cevher sen oldun

Müftehir seninle ins ve cin, zemin ve zaman.

Binler selâm sana ey mu'cize-i Kur'an!

 

Yanık gönüllere sanki zemzem pınarı,

Cennet-misal ortası, bağ-ı Firdevs kenarı.

Ruşen âlem, nurunla ey hidayet serdarı!

Müftehir seninle ins ve cin, zemin ve zaman.

Binler selâm sana ey mu'cize-i Kur'an!

 

     Çok müşfik, çok kerim Üstadım Efendim;

      Huzur-u Hazretinizde, manen rahle-i tedrisinizde, irfanınıza müştak, feyzinizle seyrab şu fakir, şu âciz talebenizin, Nur'un derslerinden aldığı intibah ile hakaik-i Kur'aniyenin i'cazkâr ve nâmütenahî ulvî hakikatlarından ve mübarek feyzinizin tereşşuhatı olarak şöyle bir hakikat kalbime geldi:

      Kur'an-ı Azîmüşşan'dan dersimi okurken, Sure-i Lokman'daki:

[6]  وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ

âyetini kıraat ederken -gayr-ı ihtiyarî- kalbim, ruhum, aklım bu kudsi kelâmın pek derin, pek ulvî manasına saplandı. Başta asr-ı pâk-i Muhammedî (Asm) olduğu halde bütün asırlarla konuşan bu âyet-i kerime, asrımıza da elbette bakmaktadır. Hususuyla bu âyet-i celilenin asrımızdaki tam mâsadakı olacak bir manevî zâta şifreli mükâlemesi ve hitabı var diyerek şiddetli bir ihtarın saikıyla baktım. O kudsi cümle-i Kur'aniye ki;

  [7]  فَقَدِ اسْتَمْسَكَ   nazm-ı celiline kadar, Risale-i Nur müellifinin doğduğu tarihe veya Risale-i Nur'un mukaddematının tahsiline başladığı tarihe, makam-ı cifrîsiyle parmak basmaktadır.

[8]   وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ

(1292) ediyor.  ى  harfi iki defa sayılırsa, (1302) ediyor. Dört  و  24, dört   م  160, iki   ن  100, bir   ى   10, dört   س   240, dört    ل  120, bir   ج  3, dört   ه   20,  üç elif 3,  bir    ح  8, bir   ف   80, bir   ق  100, bir   د   4, bir    ك   20, bir    ت   400. Yekûn 1292 ederek müellifin doğum tarihini göstermektedir.  ى  iki defa sayıldığı takdirde (1302) tarihi eder ki; bu tarih, Risale-i Nur müellifinin tahsile, yani Nur'un basamaklarına başladığı zamanı gösteriyor. İleride Kur'an'a yapılacak taarruzlarda Nur şakirdleri Kur'an'ın emsalsiz elmas kılıncı Risale-i Nur ile yapılacak mücahedede, müellifin küfrü te'dib için lüzumlu Kur'anî cephane ve teçhizatı taallüm ve iddihar ile meşgul bulundukları tarihe parmak basıyor.        [9]  بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى   nazm-ı celili pek latif bir tevafuk eseri olarak makam-ı cifrîsi (1347) ederek, tam tamına Risale-i Nur müellifinin beyn-el avam ve beyn-el İslâm en çok kullanılan ism-i mübareki olan “Üstad Bediüzzaman” ismine parmak bastığından

[10]   وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ

nazm-ı celili ile herşeyi câmi' olan Kur'an-ı Azîm-ül Beyan, elbette ve elbette gerek işarî manasıyla ve gerek hesab-ı cifrîsiyle, Risale-i Nur müellifinin doğum tarihine veya tahsile başladığı tarihe ve isimlerine işaret etmektedir. Risale-i Nur cüzlerinde, Sure-i Bakara'daki:  

 [11]  لاَ اِكْرَاهَ فِى الدِّينِ  ilâ âhir âyet-i kerimesinin hakikatlı, hikmetli, muhteşem tefsiri; işarî mana ve hesab-ı cifrîsiyle beyan edildiğinden, o hakikatlı ve haşmetli tefsirin Risale-i Nur'a ve mübarek müellifine latif işaretleri arasında  [12] بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى   nazm-ı celil-i Sübhanîsi, cifirce (1347) rakamını göstererek, “Üstad Bediüzzaman” ismine cifren tevafuku gösteriyor ki:

Bu âyetin Sure-i Lokman'daki âyetle münasebeti ve iki yerde bu hakikatın tekrarı, Risale-i Nur'a çok kuvvetli bir işaret ve ima teşkil etmektedir.

      Risale-i Nur kendi şakirdleriyle kopmaz bir zincir, bir habl-i metin vasfına tam lâyık olarak, bu dehşetli asrın savletli bid'alarına karşı emsalsiz bir kahramanlıkla göğüs gererek pişva-yı âlem-i İslâm olmuş ve Kur'an-ı Azîm'in dellâlı sıfatıyla aktar-ı İslâmiyenin her yerinde, hattâ küre-i zeminde meş'ale-i imanı, Kur'an'ın ezelî ve ebedî ışığıyla parlatmış olması, elhak bu vasfa tam lâyık olduğunu nice bürhanlarla teyid etmiş bulunuyor.

      Bu kudsi âyetlerin tafsilâtlı tefsiri Risale-i Nur külliyatında beyan edilmiş bulunduğundan, bu yüksek hakaikı ona havale ederek dersime hâtime veriyorum.

      Çok mübarek üstadım efendim! Haddimin milyon kerre fevkinde olan bir mes'elede küçüklüğüme, nihayetsiz aczime, sonsuz fakrime ve cehlime bakmayarak, cür'etli hareketimden dolayı bendenizi affediniz. Yalnız şurasını tekraren arzedeyim ki: Rahle-i tedrisinizde ahz-ı mevki ettim; huzur-u irfanınıza baş koydum.

      Ey tabib-i hâzıkım, ey mübarek üstadım! Beni affediniz. Derece-i kemaldeki şefkatinizden ve ikramınızdan ancak afv dilerim. En büyük edeb ve hürmetlerimle mübarek ellerinizden öper, mübarek dualarınızı istirham eylerim efendim hazretleri...

                                       [13] اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى

                                                       Pek kusurlu, duanıza Muhtaç

                                                             Talebeniz  Mehmed

Evvelce bayram tebriki olarak arzedilen şu nazmın mevzu ile alâkasından dolayı buraya derci münasib olur kanaatıyla tekrar takdim edilmiştir.

        Burc-u enversin efendim, kal'a-i İslâma sen.

        Nâil olmuşsun bugün Kur'an ile ikrama sen.

 

        Sensin ol dellâl-i Kur'an, yoluna canlar feda,

        İltifat-ı Şah-ı merdan ile sensin mukteda.

 

        Vasfını resmetmeğe yok tâkatim, gelmez dile.

        Sen müeyyedsin efendim, ol keramat-ı Gavs ile.

 

        Sensin ol Nur naşiri, feyzin demâdem aşikâr.

        Oldu mülhidler tahassüngâhı, seninle tar u mar.

 

        Kıl keremler bendene kim, çâr-u nâçâr söyledim.

        Sen müceddid-i kâriban-ı hâtemisin seyyidim.

 

        Lütfunu bekler gedayım, affedip hüddamını,

        Aldı feyzinden bu Mehmed, daima ilhamını.

 

        Fırka-i naciyeyiz biz, râh-ı tevhid cephemiz.

        Pişiva-yı Âlem-i İslâm, sensin şübhesiz.

 

        Günlerin olsun mübarek, hatırın bulsun safa,

             İsm-ü pâk hakkıçün Ahmed, Muhammed, Mustafa (Asm).



[1] Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla... “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.  İsrâ Sûresi, 44.

[2] Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi ebediyen, dâima üzerinize olsun.

[3] “Hayvan gibi, hattâ daha da aşağıdırlar.” A’râf Sûresi;179

[4] “Neredeyse öfkeden parçalanacak!” Mülk Sûresi;8

[5] Allah’a hamd olsun ki, bu Rabbimin bir ihsânıdır. 

[6] “İyi davranışlar içinde kendini bütünüyle Allah’a veren kimse, (gerçekten en sağlam kulpa) yapışmıştır.”  Lokman Sûresi.22

[7] “Yapışmıştır.” Lokman Sûresi, 22 

      [8] “İyi davranışlar içinde kendini bütünüyle Allah’a veren kimse, (gerçekten en sağlam kulpa) yapışmıştır.”   Lokman Sûresi,22

    [9] “En sağlam kulpa...”  Lokman Sûresi, 22

    [10] “Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.”    En’am Sûresi,59

  [11] “Dinde zorlama yokturBakara Sûresi, 256.

   [12] “En sağlam kulpa...” Lokman Sûresi, 22 

  [13] Bâkî olan sadece O’ dur.

 

  # Yorum Yaz #

İsim :

Yorum :
(Max. 400 Karakter)

 
» Benzer 5 Konu
 Konu Başlığı Tarih Okunma
 Risale-i Nur Neşriyatı Yapan Yayınevlerine Gönderdiğimiz Mektuptur.. 11/2/2008 4525

***